Bir Bahar Akşamı Rastladım Size

O günlerden biriydi. Hani hava hafif bulutlu, akşam güneşi bulutları yavru ağzı rengine sokmuş, gökyüzü tam da bebe mavisi… Ama içinizi kemiren o his iflah olmaz. Kendinizi iyi hissedemezsiniz. nike air max 2017 heren wit Kendinizi hissedemezsiniz bile belki. Tek isteğim Beylerbeyi’nde bir ağacın gölgesinde, taşlara oturup sigara içmek ve kedilerin köpeklerin bana sırnaşmasına izin vermekti. Elimde tabakam denize doğru yürümeye başladım. Etraf tenha, güzel. Maglia Kobe Bryant Tek tük insanlar var ama zaten onlar da böyle bir günde benim dengemi bozamazlar. Nike Air Max 90 Pas Cher Sonra onu gördüm. Hafif bir esinti saçlarımı yüzüme dolamasaydı böyle bulanık olmayacaktı o an. İlk görüşte aşkı tadacaktım belki de. Oturacağım yerde oturmuş, kitabını okurken birden denize bakması gerektiğini hatırlamış, hatırlamış da iyi etmiş gibi huzurlu bir ifade ile uzakları seyrediyordu. Cehennem zebanilerinin serinlemek için uzanacakları kadar sıcak basamakların üzerinde istifini bozmadan güneşin altında oturuyordu. Arkasındaki gölgesi, karıncaların yol üstünde soluklanmak için duracakları serin bir kervansaray gibiydi. Sıcağa aldırmadan gittim yanına, benimkilere benzeyen kıvırcık saçları rüzgar ile salınıyordu. goedkoop nike air max 2016 Ses çıkarmadan yanına oturdum. Konuşmak gibi bir niyetim yoktu, neden sonra kendi sesimi duydum. Clayton Kershaw Authentic Jersey “Gölgenizden faydalanabilir miyim?” Doğru ya, burada bir ağaç vardı gölgesinde otururum diye gelmiştim. İstifini bozmadan, yavaşça başını salladı. O cesaretin nereden geldiğini bilmeden ona sırtımı yasladım. Hiç bozuntuya vermedi. Adeta yüz yaşında bir çınara sırtımı yaslamıştım. Kabuklarının altından akan suyu, bir yerde saklanan özünü hisseder gibi oldum. asics gel nimbus 17 uomo Acaba adı neydi. Çınar? Gürgen? Akasya? O biraz kıpırdanınca elim bir refleksle cebime gitti, tabakamı çıkardım. Bir sigara kendi dudaklarıma, bir tane de onunkilere. Parmaklarım dudaklarına değer gibi oldu, içimi çok tanıdık bir his kapladı. Sigaralarımızı o yaktı. Konuşmamıza gerek yoktu, anlatacak bir şeyimiz yoktu. Birbirimizin her şeyini biliyor gibiydik zaten. Hafif hafif rüzgar esiyor, saçlarımız birbirine karışıyordu, giysilerimiz hışırdıyordu. Tek ses buydu. Kediler miyavlamıyor, köpekle havlamıyor, martılar dahi nefeslerini tutmuşlardı. Adidas NMD Runner Italia Yüreğim çarpmaya başladı, sıkıştı. Soluklanmak için doğruldum, işte ilk defa o zaman onun suretine dikkatlice bakabildim. Gözleri, kaşları, burnu, dudakları… Bana benziyordu, bana inanılmayacak kadar çok benziyordu. Şaşkın şaşkın, “Bana inanılmayacak kadar çok benziyorsun.” dedim. O da bana döndü, gözlerimin ta içine baktı. Bakışları yumuşaktı, pamuk tarlasında dolaşmak gibi. Bana yaklaştı ve sanki öpecekmiş gibi eğildi. Yüzümü ellerinin arasına aldı, dokunduğu her yerden huzur doluyordu içime. “Ah” dedi. İlk defa konuşuyordu ama sesi yıllardır kucağında kıvrılıp uyuduğum anneminki gibi tanıdık ve sakinleştiriciydi. “Ah, yalnızlığın o kadar yoğunlaşmış ki vücuda bürünmüş”, eğilip beni öptü. Gözlerimi açtım, elimin tersiyle hemen gözyaşımı sildim. Önüme baktım, kabukların çatlaklarından çıkan karıncaları gördüm, ağacı gördüm. new balance 1300 acquisto Onun oturduğu yerdeki koca, heybetli ağacı gördüm. Julio Jones Alabama Football Jerseys Onun olması gereken yerde, başka insanları gördüm. Yürüyen, koşan, bisiklete binen insanları gördüm. O hariç herkesi gördüm. nike air max pas cher Anlam veremedim hiçbir şeye, hiç kimseye. Dudaklarım karıncalanıyordu, ağzıma kan tadı geldi. Bunca zamandır dudağımı ısırıyormuşum. O kadar yalnızdım ki delirdiğimi fark edememişim.